SOMURGECI BATI ATATURK’TEN KORKUYOR!
SOMURGECİ BATI ATATÜRK'ÜN LAİK DEVRİMİNDEN KORKUYOR!
Prof. Dr. Özer Ozankaya
Atatürk, başta laiklik olmak üzere Türk demokrasi devrimini ulusal
egemenlik ilkesine dayandırmakla birlikte, bir yandan da din adına ona
karşı çıkanları etkisiz kılmak üzere, İslamın özünün "Din adamına ve
zorunlu tapınağa yer vermeme, peygamberini yalnızca elçi sayıp asla
insanüstü niteliklere büründürmeme", böylece her bireyi "düşünür" olmaya
hem yetenekli hem de mecbur sayma ilkelerinden oluştuğunu vurgulamıştı.
Bugün ABD ve AB sömürgeciliği, resmi olarak da, güdümleri altına aldıkları
kitle iletişim araçlarıyla da, Atatürk'ün böylece İslam dünyasına hem
iç hem de dış sömürüden kurtuluş yolunu açan bir devrimin mimarı olduğunu
unutturmak için şeytanlıklarını "Ilımlı İslam" propagandasıyla sürdürüyor.
Son aldatmacaları, o zamanki ABD Büyükelçisi Sherill'in sözde raporları!
Atatürk'ün "Cahil ve yoksul bırakılan halk kitleleri arasında islam adına
sürdürülmekte olan boş inanç ve uygulamalar"a yönelik eleştirilerini ise
"İslam"a yönelik eleştirilermiş gibi sunmak istiyorlar.
Gerçekte Atatürk'ün açtığı çığırdan korkuyorlar.
Çünkü Türk Devriminin İslamın bu özünü kitlelerin bilincine ulaştırması
durumunda yalnız İslam dünyasının değil, tümüyle insanlığın
kurtulacağını, ama bu arada yalnız sermayedar sınıfın değil, başta Vatikan
olmak üzere tüm "zorunlu tapınaklı" (kiliseli) ve "din-adamlı"
(=ruhbanlı) dinlerin rahip sınıfının, İslam dünyasında da kendilerine
"ruhbanlık" hatta "insan-üstülük" anlamında "Din adamı" diyen
işbirlikçilerinin bu konumlarının en ağır depreme uğrayacağını
biliyorlar.
İslamın en büyük günah saydığı böylesi "din adamlığı"na soyunan şeyh,
molla, ayetullah, mürid, mansıp, dede, derviş .. gibi işbirlikçilerinin
de dince hiçbir yerleri bulunmadığının anlaşılacağını anlıyorlar.
Atatürk Cumhuriyeti'nin kitlelere ulaştırdığı Yunus Emre'nin, "Din ancak
bir gemidir - Gerçekse denizidir - Ne denli sağlam olsa - Geminin
tahtaları - Ona dalga vurdukça - Aşınıp gidesidir" diyerek İslamın özünün
değişimin sürekliliğini görme ve bu nedenle özgür düşünme ve araştırma
yolunu açık tutma olduğunu, hiçbir düzenlemenin, hiç bir kuralın sürgit
insanlığa hizmet edemeyeceğini öngördüğünü dış ve iç sömürgenler ele ele
vermiş saklıyorlar.
Oysa Atatürk de, bir yandan İslam adına demokrasi devrimine karşı
çıkanlara İslam dininin bu özelliğini vurgularken, din konusunda tam
da Yunus Emre'ninki gibi bir anlayışı ilke edinmişti: "İnsanlıkta dine
ilişkin duyguların bilimin ve tekniğin ışıklarıyla dupduru olup yücelmesi"
gereği! "Bu olmadıkça din oyunbazlarına her yerde rastlanacaktır."
demekteydi.
Sherill'e söyledikleri de bundan başka birşey olamaz.
Ama din ve sermaye sömürgenleri, kitlelere sunulan dinin bilim ve tekniğin
ışıklarıyla arı-duru olup yücelmesine razı olurlar mı hiç?
Sömürgeci maşası medya da işin bu özünü özenle saklamaktadır.
Verdikleri zarar tüm İslam dünyasına, dolayısıyla tüm insanlığadır!
Irak vahşeti ortadadır. Sömürgeci Batı dünya'nın her yerinde, ama
bugün en yoğun biçimiyle Irak'ta çocuklar, yaşlılar, kadınlar dahil bütün
halkı, öz yurtlarında özgür, bağımsız ve gönenç içinde yaşamak hakkı bir
yana, yaşamak hakkından bile yoksun kılıyor, en acımasız silahlarla, açlık
ve ilaçsızlık içinde, işkenceler altında öldürüyor.
ABD ve AB İslam dünyasına "İslamı bile benim istediğim gibi anlayacaksın"
anlamına gelen "Ilımlı İslam"ı dayatıyor. Oysa bugün "radikal" dediği
sözde-İslamı da düne kadar İslam dünyasının başına bela eden yine bu
sömürgeci Batının kendisiydi.
Hangi tarikat şeyhi (hele Washington'da postu sermiş, tüm İslam ülkelerini
sözde-okullarıyla zehirlemekte olanı!), hangi vaiz ya da hatip
(hutbe-okuyan), hangi Hristiyan kilisesi, ... bu vahşete, bu hakarete
karşı sesini yükseltiyor?!?
Hepsi de bu yüzden Atatürk'ten korkuyorlar!
TÜRKİYE'DE LAİKLİK, TOPLUMBİLİM, CUMHURİYET ÇINARI adlı kitaplarımda
bunları anlatmaya çalıştım. "Güzel medya"nın ilgi konusu olmadı, olmuyor;
ama Amerikan ve AB sömürgeciliğinin İslamı da Türklüğü de perişan etmeğe
yönelik "Ilımlı İslam" şeytanlıkları, ... bu medyaca gündemin başlarına
oturtuluyor; orta-çağ artığı tarikatçıları beslemeleri demokrasi gereği
imiş gibi sunuluyor.