KUBİLAY (LAR)’ I ANMAK
KUBİLAY CİNAYET(LER)İ KARŞISINDA ATATÜRK’ÜN TUTUMUNUN TÜRK
DEMOKRASİSİ İÇİN ANLAM VE ÖNEMİ !
Prof. Dr. Özer Ozankaya
Özgürlük ve hukuk üstünlüğünün simgesi, ulusal uyanış ve kurtuluşun da
en temel gereği olan laik cumhuriyet düzenimize düşman tarikat
şeyhleri, 77 yıl önce (23 Aralık 1930), çağdaş bir ulus için yüz
karası sayılacak bir eylemde bulunmuş, Cumhuriyeti korumakla ve onu
yaşatıp yükseltecek kuşakları yetiştirmekle görevli yedek-subay
öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı Menemen’de şehit etmişlerdi.
Oysa ulusal bağımsızlığımızın kurtarıcısı ve Cumhuriyetimizin kurucusu
Atatürk, daha bu utanç verici olaydan beş yıl önce, 30 Ağustos Büyük
Zaferinin 3. yıldönümünde şu tarihsel uyarıyı ve çağrıyı yapmıştı:
“Efendiler ve ey ulus, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,
dervişler, müritler, mansıplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat,
uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın buyurduğunu ve istediğini yapmak, insan
olmak için yeterlidir. Tarikat başkanları hemen bu dediğim gerçeği bütün
açıklığıyla kavrayacak ve kendiliklerinden hemen tekkelerini kapatacak,
müritlerinin artık erginliğe ulaşmış olduklarını elbette kabul
edeceklerdir.”
Atatürk, 28 Aralık 1930 günü de Türk Ordusu’na ve Türk Eğitimcilerine
gönderdiği başsağlığı yazısında, Menemen’deki bu yabanlık olayından
ulusça ders alınması ve hiç unutulmaması gerektiği uyarısını yapmıştı.
Aynı günlerde Balıkesir’de yaptığı konuşmada ise, günümüzde de dinsel
baskıcılık örgütlerini ve eylemlerini demokrasi gereği imiş gibi sunup
savunanlara demokrasi dersi olacak şu hususları vurgulamıştı:
“ULUSUMUZUN ÖNÜNDE AÇILAN KURTULUŞ UFUKLARINDA ARALIKSIZ YOL ALMASINA ENGEL OLMAYA ÇALIŞANLAR, HEP BU KURUMLAR (TARİKATLAR) VE BU KURUMLAR İÇİNDE YER ALAN KİMSELER OLMUŞTUR. ..
BU GİBİLERİN VARLIĞINI HOŞGÖRÜYLE KARŞILAYANLAR, MENEMEN’DE KUBİLAY’IN BAŞI KESİLİRKEN İLGİSİZCE SEYRETMEYE KATLANAN, DAHASI ALKIŞLAMA GÖZÜPEKLİĞİNİ GÖSTERENLERLE BİRDİR.”
Ne acıdır ki II. Dünya Savaşından hemen sonra, saklandıkları yerlerden
çıkmaya başlayan bu tarikat artıkları ile onları destekleyen ağalar, eşraf
gibi cahillik sömürücüsü karanlık düşünceliler ve hepsini kullanan
yabancı sömürgeciler, Atatürk’ün yokluğundan yararlanarak elele
verebildiler.
Pek büyük çoğunluğuyla Cumhuriyet devrimlerine bağlı olan ulusumuzun
güvendiği siyasal kadroların ise aymazlığa varan yetersizlikleri
yüzünden, Muammer Aksoyları, Cavit Orhan Tütengilleri, Bahriye Üçokları,
Uğur Mumcuları, Ahmet Taner Kışlalıları, Necip Hablemitoğulları’nı ve
daha nice nice seçkin değerlerimizi öldürerek, Danıştay gibi en yüksek bir
yargı kurumumuzu bile çalışması sırasında basıp yargıçlarını öldürüp
yaralayarak, her biri bir Kubilay cinayeti önemindeki gerici
kalkışmalarını sürdürebildiler.
Atatürk’ün 28 Aralık 1930 günü Kubilay’ın şehit edilmesi üzerine
belirttiği düşünceler, en başta siyasal parti yöneticileri olmak üzere
her Türk yurttaşının yaşamsal anlamını kavramakta, üzerinde derin derin
düşünerek kafasının en özenli yerinde her an taşımakta artık hiçbir
ihmal göstermemesi gereken önem ve değerdedir.
Avrupa Birliği ve ABD hükümetleri de eğer gerçekten sömürgeciliği ayıp
sayıyor ve her ulus için demokrasi, yani özgürlük ve çağdaşlık
istiyorlarsa, onların da Atatürk’ten alacakları çok dersler bulunduğu
açıktır.
İşte büyük önderin Kubilay’ın alçakça öldürülmesi olayı ile ilgili olarak
Türk ulusuna söyledikleri:
“Menemen’de geçen gün meydana gelen gerici kalkışma sırasında
yedek-subay Kubilay Bey’in görev yaparken uğradığı sondan dolayı
Cumhuriyet Ordusu’na başsağlığı dilerim.
Kubilay Bey’in şehit edilmesinde gericilerin gösterdiği vahşilik
karşısında Menemen’deki halktan kimilerinin alkışla onaylar bulunması,
bütün cumhuriyetçiler ve yurtseverler için utanılacak bir olaydır.
Yurdu savunmak için yetiştirilen, her türlü iç politika ve çekişmenin
dışında ve üstünde saygın bir konumda bulunan Türk subayının GERİCİLER
KARŞISINDAKİ YÜKSEK GÖREVİNİN, yurttaşlar tarafından yalnız saygıyla
karşılandığına kuşku yoktur.
Menemen’de halktan kimilerinin yanlışları, bütün ulusa üzüntü vermiştir.
YABANCI SALDIRISININ ACISINI ÇEKMİŞ BİR ÇEVREDE GENÇ VE KAHRAMAN
YEDEK-SUBAYIN UĞRADIĞI SALDIRIYI, ULUSUN DOĞRUDAN DOĞRUYA CUMHURİYET’E KARŞI BİR SUİKAST SAYDIĞI VE BU SALDIRIYI YÜREKLENDİRENLERLE ÖZENDİRENLERİ ONA GÖRE KOĞUŞTURACAĞI KESİNDİR.
Hepimizin dikkatimiz, bu soruna ilişkin görevlerimizin gereklerini duyarlılıkla ve gerektiği biçimde yerine getirmeğe yöneliktir.
Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyet’in idealist öğretmenler
topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, yaşama
gücünü tazelemiş ve güçlendirmiş olacaktır.”
Cumhuriyete gönülden bağlı Türk ulusunun iyi niyetle güvendiği siyasal
kadroların da, artık bu güvene layık olma bilinciyle davranması, bundan
sonra hiçbir yeni Kubilay’ın toprağa düşürülmesine en küçük fırsat
bırakmayacak her türden önlemleri eksiksiz yerine getirmesi, yani hiçbir
saldırganın cezasını en ağır biçimde ve gecikme olmaksızın çekmekten
asla kurtulamayacağını kanıtlaması, KENDİ MEŞRULUKLARININ EN BAŞTA GELEN
GEREĞİDİR.
Siyasal kadroların bu konuda sergileyecekleri tutum ve davranış, Avrupa
Birliği üyeliği için ülkemizi altına soktukları çok ağır özverileri
savunurken belirttikleri “Daha ileri ölçüde bir demokrasi” gerekçesinin
de ne denli içtenlikli olduğunun göstergesi sayılmalıdır.
Mustafa Fehmi Kubilay’ın anısı önünde saygıyla eğilirken, kendisinden
sonraki Kubilay’ların da anısını yüceltiyor ve Cumhuriyet’in güvenlik ve
yargı kuruluşlarını, onların da katillerini bulup 1930′da olduğu gibi en
etkin ve ibret verici biçimde cezalandırmaya çağırıyoruz.
